11 Aralık 2014 Perşembe

KADİR ORAKÇI'DAN GÜNCEL BİR TAŞLAMA

    KADİR ORAKÇI’DAN BİR TAŞLAMA
                                                                                                       --İsmail KARA---
       Her devirde günün sorunları şairler, yazarlar ve diğer kalemşörler tarafından ele alınır. Çeşitli yazılar ve şiirler yazılır. Edebiyat tarihine baktığımızda bunun çok güzel örnekleri görülür.
       Genç şair kardeşim Kadir Orakçı, genellikle hece vezniyle güzel şiirlere imza atan bir yetenek. Geçenlerde de O’nun güncel bir taşlamasına facebook sayfalarında rastladım. Beğendiğim bu taşlamayı sizinle paylaşmak istiyorum. İşte o “Zamane Şiiri” adlı şiir;

İyi bak etrafa hiç etme tasa
Bulunca cebine at devri şimdi
Hortumcular için kurulmuş masa
Vurgun var pusuya yat devri şimdi

Zaman şerefsizin seyran zamanı
Yalan ateşinin sahte dumanı
Allah’ı kitabı dini imanı
Menfaat uğruna sat devri şimdi

Hak hukuk adalet gelmez köyüme
Devlet baba vatan ana neyime
Beleşten ihale yok mu beyime
Haramı helale kat devri şimdi

Cehennem narına beden dayansa
Arınmaz bu günah ateşte yansa
Bu kahpe devranda yaşamaktansa
Şu yerin dibine bat devri şimdi

Yağmur der gidip de yüzüne tükür
Haram kazançlara edilir şükür
Kapıya gelince bir garip fakir
Hadi Allah versin git devri şimdi

Cesur olmuş cahillerin korkağı
Muhtar olmuş köyümüzün ürkeği
Ne kadını belli ne de erkeği
Tarihte yaşanan Lut devri şimdi

Bakire sanırsın görsen ebeyi
Kim bilir kimlerden vardır bebeği
Bacaklar ortada açmış göbeği
Ar-namus sözünü yut devri şimdi

Sokak ortasında fuhuş yapılan
Meşruu deyip günahlara kapılan
Cahiliye döneminde tapılan
Uzza devri şimdi Lat devri şimdi

22 Kasım 2014 Cumartesi

ÖĞRETMENLER - İsmail KARA

    ÖĞRETMENLER
                                                                      İsmail KARA
      Her yıl öğretmenler gününde içime bir burukluk siner. Çocukluğumda, öğretmen olmayı çok istemiştim. Ülkemiz şartlarında öteden beri, gençlerin çoğunlukla istedikleri mesleği seçemedikleri bilinen bir gerçektir. Ne yazık ki, aynı akıbete ben de uğradım. Payıma eğitimcilik yerine, maliyecilik düştü.
      İkinci şiir kitabımın adı “Öğretmenim” dir ve ilk şiirin bir bölümü şöyledir,
      “Sana saygım sonsuzdur
      Babam gibi, anam gibi
      Öğretmenim
      İstersen kölen olurum
      Bir harfle kalmadı
      Bana öğrettiğin”
      Hz.Ali demiş ki, “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum”.
      Öğretmek bu kadar önemli, öğretmenlik bu kadar kutsal…
      Büyük Önder Atatürk’e diyorlar ki;
      -Paşam milletvekili maaşlarını düzenleyeceğiz, ne kadar olsun? O şöyle diyor;
      -Öğretmen maaşını geçmesin!
      Uzun zaman bu uygulanmıştır. Hatta yakın geçmişe kadar milletvekili maaşları profesör maaşlarının altında ya da onlara denk tutulmuştur. Son zamanlardaki durum ise herkesin malumudur. Arada büyük bir uçurum vardır. Üstelik hiçbir ülkede olmayan bir şey, milletvekilleri iki yıllık görevden sonra çok yüksek maaşla emekli olmaktadırlar.
      Öğretmenlerin “Dokunulmazlık zırhı” da yoktur. Çok zor şartlar altında görev yapanların yanı sıra, o eski saygınlıkları da korunmadığı için; bazı yobaz veli ve öğrencilerin tehdit ve saldırılarına bile uğramaktadırlar. Çeşitli şekillerde darp edilen veya öldürülen nice öğretmenlerimiz oldu.
      Öyle ki, bazen siyasî iktidarların da hedefi oldular. Yerden yere sürüldüler. Değişik kıyımlara uğradılar/uğratıldılar.
      Tüm öğretmenlerimiz, her yönden ne kadar huzurlu olursa; o kadar verimli görev yaparlar. Bu nedenle, onları mutlu edebilecek tüm önlemler alınmalıdır.
      Eğitim ordumuzun bireyleri olan öğretmenlerimizin ayrıca fevkalade donanımlı, son derece bilgili yetiştirilmesi ve bunun için de azami bir gayret sarf edilmesi gerekir.
Eski Milli Eğitim Bakanlarından merhum Tevfik İleri’nin öğretmen yetiştiren kurumların yetkilileriyle yaptığı bir toplantıda onlara hitap ederken söylediği şu söze bakınız;
      -Sizden essah (gerçek) öğretmenler yetiştirmenizi istiyorum.
      Büyük Önder Atatürk de 1924 de öğretmenlere şöyle seslenmiştir;
      “Öğretmenler! Yeni kuşağı, cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri,
sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni kuşak, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni kuşağı, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir”.
      Başka bir sözünde öğretmeni şöyle anlatır;
      “Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir”.
      Yurdumuzun ikinci güneşi olan tüm “essah” öğretmenlerimizin gününü sevgi, saygı ve minnetle kutlar; daha huzurlu, daha aydınlık bir gelecek dileriz.
         

20 Kasım 2014 Perşembe

VEFA - (İsmail KARA)

    VEFA
                                                                                           İsmail KARA
      Vefa nedir?
      Vefa, birbirini uzun süre sevmiş olan insanların, bu sevgilerini kesmeyip uzatmalarıdır.
      Dostluğu, arkadaşlığı sürdürmektir. Unutmamaktır.
      Bir atasözünde dendiği gibi; “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır”.
      Sevgili dostum İsa Kayacan, radyo program konuğum iken ya da başka sohbetlerimizde hep şunu söylemiştir; “Artık vefa İstanbul’da bir semtin adı olarak belleklerimizde yaşıyor ve yaşayacaktır. Günümüzde, eski anlamını yitirmiş durumdadır”.
      Kayacan’a tüm kalbimle hak veriyorum.
      İnsanların iki yüzlülüğü, sahte dostluklar, çıkar karşılığı sevgi gösterileri öylesine arttı ki; ayırdını yapabilmek de bir hayli zorlaştı.
Ben bile vefasız ve sahte dostlarımdan birçok darbe yedim. Bunları yazı ve şiirlerimle de dile getirdiğim zamanlar oldu. Epeyce akıllandım. Ama çok da geç kaldım. Bu yaştan sonra akıllanmanın da pek yararı yok.
      Dost dost dedim çok kişiye,
      Tanışıp da ettim toka…
      El verdim de kimden kime,
      Şoktan çıktım, girdim şoka…
      Şemsettin Küzeci dostumun bana birkaç yıl önce hatırlattığı bir Hollanda atasözü var; “Bir eşek, aynı çukura iki kere düşmez”. Ben iki de düştüm, üç de… Makul görmenin, affedici olmanın da cezaları yok değil…
      Şair Ali Akçeken ise bir şiirinde şunu söylüyor;
      “Ayna sandım ben her yüzü
      Senet bildim tatlı sözü
      Sırtımdaki bıçak izi
      Dost bildiğim kuldan geldi”.
      Vazgeçtim vefadan filan, vefa beklerken; beklediğin kişiden bir de darbe yemek var.  Benden söylemesi.
      Bir fincan kahvenin hatırı ise, eskiden olduğu gibi bırakın kırk yılı şimdilerde birkaç yıl bile değildir.
      Yerel bir gazete çıkarırken, birlikte çalıştığımız bir arkadaşa faturalı bir hat alıvermiştim. Yüksek miktardaki üç faturayı ödemedi ve cereme olarak bana döndü.
      Aynı gazetede çalıştığımız bir arkadaşı, bir yakınımın kızı ile evlendirdik. Adam bana ödemesi gereken borçlarını ödemedi ve bizimle görüşmeyi de kesti. Sanki ona karşı ben suçluyum. Sanki ben ona borcumu ödemedim. Bu nasıl insanlık, bu nasıl vefa? Anlamış değilim.
     Tabiî bu örnekleri çoğaltmak mümkün… İyilik yap, kötülük bul.
     Dönüyorum dostum Dr.Şemsettin Küzeci’nin hatırlattığı özlü söze ve soruyorum kendi kendime; “Yahu ben iyi niyetim yüzünden kaç kere çukura düştüm. Bir eşek kadar bile olamadım mı acaba?”  (Acabası da fazla gibi).
     Şunu da unutmamak lâzım; “Hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz; ya ceza görür, ya da mükâfat”.  Ünlü şair Mehmet Akif ise şöyle demiş; “Yüzsüzdür insanoğlu bilemezsin fendini / Kime iyilik ettiysen, ondan koru kendini”.
     Benim mükâfatını gördüklerim çok az gibi geliyor.
     Bazen diyorum ki kendime; “En iyisi, kimseye iyilik yapma”
     Ne dersiniz?    

17 Kasım 2014 Pazartesi

A.VAHAP AKBAŞ VEFAT ETTİ


       

       Türk Edebiyatında yaprak dökümü devam ediyor.
       Şiir ve yazıları HİSAR dergisi dahil birçok yayın organında yayınlanan şair A.Vahap Akbaş, kansere yenik düştü ve yaşamakta olduğu Çorlu’da 15.11.2014 günü vefat etti. Cenazesi, memleketi Batman’da toprağa verildi. Allah rahmet eylesin!
       A.Vahap Akbaş, 1954'te Batman'da doğdu. Batman Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olan Akbaş, Çorlu'da 1977-1985 yılları arasında öğretmen, 1985-1993 yılları arasında da Milli Eğitim Şube Müdürü olarak görev yaptı. Akbaş, Çorlu Mehmet Akif Ersoy Anadolu Lisesi'nde öğretmenlik yaparken isteğiyle 2001'de emekli oldu.
       İlk yazısı 1978'de Hisar dergisinde yayımlanan Akbaş'ın şiir ve yazıları, Türk Edebiyatı, Mavera, İslami Edebiyat, Kandil Çocuk, Gül Çocuk, Selam, Düş Çınarı, Yağmur, Umran, Külliye, Berceste, Gonca, Yeni Devir, Türkiye gibi dergi ve gazetelerde çıktı. Akbaş, 1993 ve 1994'te 15 sayı yayımlanan Nisan Bulutu dergisinin genel yayın müdürlüğünü yürüttü.
       Akbaş, 1982'de "Efgan" adlı kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği'nce "yılın şairi" seçildi. Vahap Akbaş, 1984'te "Alevler ve Güller" ile Sedat Yenigün Roman Yarışması'nda ikincilik, 1987'de "Kuş Olsun Yüreğim" ile Türkiye Milli Kültür Vakfı-Gökyüzü Yayınları Çocuk Şiirleri Yarışması'nda üçüncülük ödülü aldı.
       Şairin “Sevgi Gazelleri” adlı şiirini aşağıda okuyunuz.

Girdiğim bütün savaşları kazandım sevginle
önüme çıkan harami dağları aştım sevginle

deryalara açıldım yol yön oldun fırtınalarda
en amansız girdapları geçtim sevginle

çok karanlık zamanlarda bile ışık tuttun önüme
kirli tuzaklar pusular hep kalktı aradan sevginle

ak kuşlar dolaştı içimin göklerinde rahmet yağdı
ırmaklar aktı dağ taş çiçeklerle donandı sevginle

II

ey rahiyası çölleri dolduran gül/dolduran gül
ey hayat verecek şeylere çağıran gül

ey evrenin efendisi/ey sevgililer sevgilisi
ey yeri ve göğü rahmetle donatan gül

ey ibrahimin duası/ibrahimin duası ey
kitabı öğreten kum gönülleri veha eden gül

sen olmasaydın/sen olmasaydın
ne kalırdı hayattan/ne kalırdı ey gül