27 Nisan 2016 Çarşamba

SİYASET NEDİR ? - İsmail KARA

        SİYASET NEDİR ?
                                                      ---İsmail KARA---
          Dün bir yazı okudum. 13.ve 14.dönem milletvekili Sayın Enver Turgut yazmış.
          Turgut bu yazısında siyaseti anlatıyor ve özetliyor;
          “Siyaset, kesinlikle bir meslek, meşrep, esnaflık, çıkar veya menfaat sağlama aracı değil, sadece, ülke vatandaşları tarafından; Demokrasinin gereği olarak: “Şerefli-saygın, onurlu-soylu, dürüst ve bilge insanlara verilen, belirli süreli, kamu yararına halkı idare ve idame etme” görevinden ibarettir.
          Turgut’un bu görüşüne saygı duyuyor ve aynen katılıyorum.
          Türkiye’yi idare etmede görev alanların toplaştığı yerin bile büyük bir adı var; Türkiye Büyük Millet Meclisi… O halde, burada yer alanların da gerçekten onurlu, dürüst, saygın ve bilge kişiler olması gerekir.
          Düşünün ve irdeleyin bakalım, 550 milletvekilinin kaçı bu vasıfları taşıyor?
          Bir kere, Devlete memur alırken dahi yüksek tahsil şartı aranıyor ama memurları idare edecek kişilerde (yani milletvekilleri için) böyle bir şart aranmıyor.
          Öte yandan daha önce suç işlemiş ve mahkûm olmuş kişilere de TBMM’ne girme izni veriliyor. İş bununla da kalmıyor, aynı durumdaki kişiler; bakan, başbakan, cumhurbaşkanı olabiliyor.
          Şimdi soruyorum; “Onurlu , dürüst, saygın, saygın, bilge kişilik” vasıfları nerede?
          Üstelik, kişi seçilipte TBMM çatısı altına girmişse; çelikten bir zırhla korunuyor adeta… Buna “Dokunulmazlık”  diyoruz. Milletin aslına dokun ama vekiline dokunma!..
          Keşke iş bununla kalsa, nerede?
          Her türlü imkândan yararlanıyorlar; yüksek maaş, iki yıl sonrasında çok yüksek maaşla emeklilik, en lüks hastanelerde muayene ve tedavi, en ucuz yemek, etrafında pervane gibi dönen ve yüksek maaşla çalışan diğer görevliler, iletişim ve ulaşımdaki olanaklar vb…
          Özetle, yoğurdun kaymağı onlara ait…
          Bazı milletvekilleri de Türkiye’nin yüce menfaetlerini savunmak için değil de, ülke aleyhine faaliyetlerde bulunmak için seçilmişler.
          Bunlara sağlanan menfaetler, düşündükçe canımı acıtıyor.
          TBMM, ne bu gibilerin, ne de geçmişi karanlık kişilerin saklanma yeridir.
          Aksine durumlar, siyaset ve demokrasi çarkındaki olumsuzlukların
istenmeyen, beklenmeyen görüntüleridir.
          Ve… bu olumsuzluklar ülkenin selâmeti için yok edilmelidir. 
              

MİLLİYETÇİLİK - İsmail KARA

      MİLLİYETÇİLİK
                                                        ---İsmail KARA---
        Dünyanın her yerinde insanlar, ister istemez kendilerini bir kısım insanlara daha yakın hissederler.
        Aynı soydan, aynı ırktan gelme fikri bir yakınlık oluşturur.
        Ortak dil ve anlaşma,
        Renk,
        Din,
        İdeal (ülkü),
        Tarihi doku ve benzeri bir kısım özellikler de birçok insanı bir arada tutmada önemli rol oynar.
        İnsanları, dolayısıyla toplulukları birbirine yakınlaştıran bu düşünce tarzına milliyetçiliği doğurur. Milliyetçi düşünenler, mensubu oldukları toplumların daima kalkınmasını, ileri gitmesini, yükselmesini isterler.
        Bu isteğe hiçbir kimse gem vuramaz.
        Milliyetçilik, tarih boyunca yaşamıştır ve bundan sonra  da aynen yaşayacaktır. Belki bazen zayıflar ama yok olmaz, yok edilemez.
        Bir Fransız, dünyanın neresine giderse gitsin, Fransız’dır.
        Bir Alman, dünyanın her yerinde Alman’dır.
        Bir İngiliz, her yerde İngiliz’dir ve bunlara aksini söyletemezsiniz.
        Ve… bunlara “Ben Fransalıyım”, “Ben Almanyalıyım” gibi lâflar ettiremezsiniz.
        Tabiî bir Türk de her yerde Türk’dür. Ona da aksini söyletmeye kalkmak son derece yanlıştır.
        Ve bir Türk’e de “Ben Türk’üm” yerine “Ben Türkiyeliyim” diye söyletemezsiniz. Aksine durum abesle iştigaldir.
        Soyuna, sopuna sahip çıkmak; kimliğine sahip çıkmakla aynıdır.
        Açıkça şunu söylerim ki, bazı insanların milliyetçiliğini hep takdir etmişimdir. Örneğin yahudiler… Nerede yaşarlarsa yaşasınlar, İsrail’e sürekli sahip çıkarlar, destek verirler.
        Diğer bazı büyük ülkeler, kendi milleti ve ülkesinin çıkarları için neler yapmazlar, neler?.. Bunlar neden yapılır, amaç nedir? Tek kelimelik yanıt “milliyetçilik” değil mi? Var mı başka izah tarzı?
        Nihal Atsız, bir sözünde der ki, “Bir topluluktan müşterek ülküyü kaldırın, insanların hayvanlaştığını görürsünüz”.
        Ben bu bağlamda şöyle söylemek istiyorum; “Ülküsü (ideali) olmayan bir toplum, adeta ot gibidir”.
        Bırakın toplulukları, kişiler bile bir gaye uğruna bir ümit ve sevgiyle yaşarlar. Ümidi ve sevgisi biten insan, yarı ölü durumundadır.
        Vatanını, bayrağını ve milletini seven insanların “Milliyetçilik”; adeta havası, suyu ve ekmeğidir. Başka bir deyişle besin kaynağıdır.
      

16 Mart 2016 Çarşamba

ÖLEN BİZİZ (İsmail KARA)

ÖLEN BİZİZ
---İsmail KARA---
Sık sık batan iğnelere dayanmıyor bu yüreğim.
Bu yürek, ne demirdir ne de çelik…
Yeter artık, yeter bu kahpelik!
Bırakın insan öldürmeyi,
Şu çağda insanın insana, 
en küçük zulmü bile ilkellik!
Bu katliamlarda ölen;
Ben’im,
Sensin,
O,
Onlar,
Biziz,
Biz…
Nasıl sızlamasın,
Nasıl yanmasın yüreğimiz?
Yazıklar olsun yangın çıkaranlara,
Yazıklar olsun ateşte çıkar arayanlara!
Bu güzel yurt bizim yurdumuz,
Bu millet bizim milletimiz.
Yetsin bu millete zulmünüz, eziyetiniz!
Soruyorum tüm katillere;
Siz nerede yaşadınız,
Hangi dağdan indiniz?
En küçük bir can,
En masum hayvan,
ve de
En kutsal yaratık insan,
Yok yere ölmesin!
Bu ülkeye olduğu kadar,
Dünyanın hiçbir yeri
Olmasın kimseye dar!
Bu çağda tüm insanlar,
Yaşasın bahtiyar!
Yarına çıkmaya
Kimin elinde ferman var?
Bırakalım kini, nefreti,
Hep birlikte yaşayalım,
Kardeş gibi…

30 Ocak 2016 Cumartesi

NEŞ'E NEREDE?

NEŞ’E NEREDE ?
                                         İsmail KARA
Neş’e nerede? Söyleyin, gören var mı?
Uzun zamandan beri kaybolan neş’eyi arayıp duruyorum.
Herkes aradığını bulur diyorlar bir de…
Çalmadığım kapı, girmediğim yapı, 
çıkmadığım çatı kalmadı.
Neler yaptıysam olmadı.
Yüzüm bir türlü gülmedi.
Ben neş’eyi arıyorum.
*
Köyümde doğdum, köyde büyüdüm.
Gam, keder bilmezdik.
Rahat rahat uyurduk.
Bırak televizyonu, radyo bile yoktu.
Hep iyi şeyler duyardık.
Neş’e bizimleydi. Biz neş’eyleydik.
Elde yoktu, avuçta yoktu.
Buna rağmen neş’eliydik.
*
Şimdi her şeyimiz var desek yeridir.
Teknoloji çağ atladı.
Her evde birkaç televizyon,
herkeste bir telefon…
Onun için herkes birbirine yakın,
İletişimsizliğe son…
*
Ama bakmayın öyle olduğuna;
komşu komşuya, akraba akrabaya
kilometrelerce ırak…
Hatta aynı evde oturanlar bile
birbirinden uzak…
Kiminin gözü aptal kutusunda,
kiminin telefonunda…
Hani öküz öldü, ortaklık bozuldu derler ya…
Yok ortak bir düşüncemiz, yok ortak bir kaygımız.
Tükendi, bitti, gitti ortak sevgimiz, saygımız.
*
Neş’e de bunaldı, kaçtı, sindi bir yerlerde, kayboldu.
Onu arayanlar da yok oldu.
Artık insanlar bir şeyin peşine düştü; para…
Para ilâç, para yara…
Ara insanım, ara !

11 Ocak 2016 Pazartesi

AH ŞU TEKNOLOJİ

AH ŞU TEKNOLOJİ


Bu makale 2016-01-11 17:26:14 eklenmiş ve 5 kez görüntülenmiştir.
İSMAİL KARA

                                                                         İsmail KARA
     Teknoloji, hayatımızda bizlere çok yararlı ürünler getiriyor.
     Yalnız, kullanım kurallarına uymak kaydıyla… Aksi hâlde, yarar yerine zarar da getiriyor.
     Bu bağlamda gözlemlerime dayalı olarak öncelikle cep telefonu üstünde durmak istiyorum.
     Cep telefonunun insan sağlığına etkileri konusunda şimdiye kadar birçok araştırmalar yapılmıştır. Buna göre uzmanlar kullanıcılara bazı önerilerde bulunmuşlardır. Önerileri okuyan, duyan, bilen insanlarımız dahi; maalesef hiç aldırmıyorlar.
     Uzmanlar şunları diyorlar;
     -Telefonunuzu kalp, beyin, böbrek, karın ve baş bölgenizde ya da onlara  en yakın yerlede taşımayın!
     -Kablolu kulaklık, blutut kullanın, hoparlörü açın, telefonu kulağınıza sıkı sıkı dayamayın!
     -Görüşmeleri en fazla (3) dakika gibi kısa tutun, uzun uzun konuşmayın!
     -Uyurken telefonu en az 1 metre uzağa bırakın!
     -Araç kullanırken mümkün olduğunca telefonla konuşmayın! Kaza yapma riskiniz de artmasın!
     -Çocuklar (12 yaşından küçükler), hamileler cep telefonundan uzak durmaya gayret etmelidir.
     -Telefonunuzu bebek odasında, yatak odasında durdurmayın!
     -Arama yaptığınızda hat bağlanana kadar da telefonu kulağınıza çok yaklaştırmayın!
     Cep telefonu en çok radyasyon yayan cihazlardan biridir.
     Radyasyon da nedir demeyin! Geçmişte bir Çernobil olayı yaşandı.
Karadeniz Bölgesi insanları bunun çok zararını gördü. Pek çok insan kansere yakalandı ve öldü. Bunların içinde Kazım Koyuncu gibi bazı sanatçılar da var.
      Bir gün Kızılay’dan otobüse binmiştim. Yakınımdaki bir genç bayan ta orada başladı telefonla konuşmaya ve Çiftlik kavşağında indiğimde halâ devam ediyordu ki, en az 15-20 dakika sürdü. Bu kadar zamanda acaba ne kadar radyasyon almıştır, merak ettim.
      Bazı bayanlar uzun uzun konuşuyor, telefonda dedi-kodu ediyorlar.
      Kendi torunum var, uzun konuşmalarında ikaz ediyorum. Ne kadar uyarsam nafile… Yarım saatden fazla sürdürüyor konuşmayı.
      Yukarıda da yazdığım gibi en fazla (3) dakika konuşulması önerilmekte… Kaldı ki, telefon kısa ve öz haberleşme cihazıdır.
      Bu durumda cep telefonunun yararı yerine zararını görüyoruz.
      Kullanım şartlarına uysak, bu denli zarar görmeyeceğiz.
      Teknolojiden yararlanacağız elbette ama risklerinden de uzak duracağız.
      Fakat, birçok okur; “Sen bunları külahıma anlat” deyip geçecek biliyorum. Biz uyaralım da, gerisi size kalmış efendim!

9 Ocak 2016 Cumartesi

PAZAR KEYFİ (İsmail KARA-Karozan)

PAZAR KEYFİ 
                                                            İsmail KARA
Bu gün daha çok “Yalan” üstünde durmak istiyorum.
Yalan, insanların söylememesi gereken gerçek
olmayan sözdür/sözlerdir.
Yalan, bazen o kadar kötü sonuçlar doğurur ki;
bunları anlatmakla, örnekler vermekle bitiremeyiz;
-Yalan, yok yere insanlar arasına kum saçar.
-Yalan, dostların arasını açar.
-Yalan, iyiye giden yolları tıkar.
-Yalan, nice yuvaları yıkar.
-Yalan, dürüstlüğün önünde ketdir.
-Yalan, bazen Çin Settinden beter bir settir.
Yalanla ilgili Hadisler;
Hz.Muhammed hadislerinde yalanla ilgili olarak;
-İman sahibi, her hataya düşebilir. Fakat hainlik yapamaz ve yalan söyleyemez.
-Yalandan sakının, yalan fücura(*), fücur ise cehenneme götürür.
-Yalan yere yemin etmek, evleri ıssız bırakır.
- Yalan söylemek, iftira etmekle çıkarılan fitne, kılıçla çıkarılan fitneden de kötüdür, demektedir.
*
Ayrıca, dünyanın ileri gelen birçok düşünürünün de yalan hakkında özlü sözleri vardır. Bazıları şöyledir;
-Günah işlemenin birçok aletleri vardır. Fakat, yalan hepsine uyan bir   saptır. (Holmes)
 -Yalanlar, gerçeklerle bağdaşamadıkları gibi, genellikle kendi aralarında da çatışırlar. (Daniel Webster)
-Eğer bir yalan, uzun bir süre yeterince tekrarlanırsa, sonunda o yalan bir gerçekmiş gibi algılanır! (Dr. Joseph Paul Goebells) 
-Beni mahveden şey; bana yalan söylemiş olman değil, sana bir daha inanmayacak olmam. (Victor Hugo)
-Halkın bir kısmını her zaman, hepsini bir zaman aldatabilirsiniz ama halkın tümünü her zaman aldatamazsınız. (A.Lincoln)
 Hz. Ömer (r.a) hutbede, Müslümanlara şöyle hitap etmiştir:
 "Ey insanlar! Sakın bir adamın orucu ve namazı sizi aldatmasın. Bir kimsenin güvenilir olup olmadığını öğrenmek için konuştuğu zaman doğru söyleyip söylemediğine, kendisine bir şey emanet edildiğinde ona hıyanet edip etmediğine ve zengin olduğunda takvasına bakın"
Tarih boyunca yalanın ve yalancılığın ne kadar kötü bir şey olduğu ünlü kişilerce ve din adamlarınca belirtilmişse de, pek bir şey değişmiyor. İnsanlık yozlaştıkça yalancılık daha da artıyor.
Sanırım en çok da politikacılar yalana başvuruyor.
Yalan söylemenin dışında, gerçeklerin üzerini kapatmaya çalışmada ve gerçekleri saptırmada da onların üstüne yok…
Her kim olursa olsun, yalan söylemekten kaçınsın!.. Hele o kişi bir de “Ben müslümanım” diyorsa
*
“Öğretmenim” adlı şiir kitabımda yer alan bir şiirimle konuya mizahî bir yaklaşım da bulunalım;

Öğretmenim
Yalan söyleyene kızardın
“O kötü şeydir
sakın siz söylemeyin”
derdin
Herkes yalan söylüyor şimdi
Büyükler yalan söylüyor
Küçükler yalan söylüyor
Yalanla kuruluyor
Tüm binalar
Girer miydi her yere
Kötü olsaydı yalan
Girer miydi bu kadar
*
SİYASİLER DEMİŞKEN;
Bir meydanda seçim çalışması yapılacakmış. Kahveye giren polis “Biraz sonra siyasiler gelecek, kapının önündeki bisikleti kaldırın” uyarısında bulunmuş. Bisikletin sahibi “Bisikleti zincirledim, bi şey olmaz” diye cevap vermiş.
*
Bir parkta güvercinleri seyreden ve avuçlarından yem yediren iki emekli konuşuyorlardı. “Ben” dedi emeklilerden biri “Güvercinleri siyasilere benzetiyorum. Yanımızda iken elimize bakıyorlar. Yukarı çıkınca kafamıza sıçıyorlar.”
*
İnsanlar yolda yürürken üst üste iki top atışı sesi duymuşlar. Yaşlı bir kadın polise sormuş: “Oğlum, toplar neden atıldı”. Polis “Bakan geldi, teyze” diye cevap verince yaşlı kadın; “Vah vah, demek ilk atışta isabet ettiremediler”.
*
YALANCININ MUMU
Kocasının ceplerini karıştırırken bir kâğıt parçası buldu kadın. Üstünde
bir isim ve telefon numarası vardı. Akşam kocasına sordu;
- Bu Leyla da kim, söyle?
- Aa...bilmiyor musun? Ünlü bir yarış atı bu... Bu hafta ona oynadım.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra, eve gelen kocasına kadın;
- O ünlü yarış atı Leyla var ya, seni aradı bu gün...
*
KEÇİ BURCU
İki şair Arif Nihat Asya ile Halil Soyuer Defne dergisi bürosunda
idiler. Gazetesini okuyan Soyuer, Asya'ya seslendi;
- Üstat, burcunuz ne? Arif Nihat ;
- Keçi burcu... Soyuer şaşırdı ve dedi ki;
- Fakat öyle bir burç yok... Arif Nihat;
- Ya anlasana Halil! Oğlak idi, büyüdü keçi oldu.
(Arif Nihat Asya; ölüm tarihi: 05.01.1975
 Halil Soyuer; ölüm tarihi: 17.01.2004
 Her ikisini de rahmetle anıyorum)













ABARTI
Temel yolda Cemal'le karşılaşır;
- Ne bu halin Cemal, bir deri bir kemik kalmışsın?
- Beyin ameliyatı oldum, yirmi kilo verdim.
- Uyy, sende o kadar beyin var mıydı?
*
ARABACI
Yolun bizim köye uğrarsa
Selam söyle soranlara.
Sormazlarsa;
"Zengin oldu" dersin.
O zaman;
Anamı da sorarlar
Babamı da.
(Basri İmece)
*
BİRKAÇ ÖZLÜ SÖZ
-İlim büyük adamı mütevazı yapar, vasat adamı şaşırtır,
Küçükleri ise kibirlendirir. (Tarse)
-Gençler ümitle, ihtiyarlar hatıra ile yaşar. (F.N.Çamlıbel)
-Aklın ve ilmin üç büyük düşmanı vardır; fenalık, tembellik, cahillik. (?)
-İlimsiz şiir, temelsiz duvar gibidir. (Fuzuli)
-Bizi yaratan Tanrı, insan yapan sanattır. (?)
-Dünya değirmen taşına benzer, her saat nice insanı öğütür. (?)
*
2016 yılında sizlere sağlık, mutluluk ve başarılar diliyorum.
Bu günlük bu kadar. Tekrar görüşmek üzere…