16 Mayıs 2015 Cumartesi

ANKARA KULUBÜ DERNEĞİ BİNASINA KAVUŞTU

ANKARA KULÜBÜ DERNEĞİ
KENDİ MEKÂNINA KAVUŞTU

Ankara Kulübü Derneği nihayet kendi mekânına kavuştu.

Ankara Kulübü Derneği, uzun yıllar önce temeli atılan fakat bir türlü tamamlanıp kullanıma açılamayan Yenimahalle Nazım Hükmet Kültür Merkezi karşısındaki mekânına kavuştu. 16.05.2015 Cumartesi günü saat 15 00 de düzenlenen görkemli açılış törene katılım oldukça yoğundu.

Ankara Kulubü Derneği Başkanı Dr.Metin Özaslan yaptığı konuşmada Ankara’nın Başkent oluşundan bu güne kadar ki gelişimine değinirken, Ankara ve Ankaralıların Cumhuriyet tarihimizdeki yeri ve önemine de satırbaşlarıyla işaret etti. Özaslan, dernek binası temelinin Yenimahalle eski Belediye Başkanı merhum Abdurrahman Oğultürk zamanında atıldığına, uzun zaman sonra tamamlanmasında en büyük yardımın Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar’dan geldiğine, diğer belediye yetkililerince de özverili bir gayret sergilendiğine değinip; “Katkısı olan herkese teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

Kürsüye davet edilen Başkan Fethi Yaşar; Ankara’nın Türkiye için büyük bir önemi olduğunu, bu itibarla her bakımdan sahip çıkılması gerektiğini vurgulayarak özetle; “Biz Ankara’ya hizmeti görev biliyoruz. Hizmetlerimizi yaparken ne siyasal bir çıkar, ne de her hangi bir ayırımcılığı asla gözetmiyoruz. Ben 53 yıldır Yenimahalle’de ikamet ediyorum. Bu nedenle de Yenimahalle’yi ve Ankara’yı çok seviyorum. Her hangi bir tesis yaparken, Yenimahalle ve Ankara’ya lâyık olanını, en verimlisini yapmak için azami gayreti gösteriyoruz. Ankara Kulubü Binası, tüm Ankaralılara hayırlı ve uğurlu olsun” dedi. Yaşar, konuşurken sık sık alkışlandı.

Katılımcılar arasında birçok sivil toplum kuruluşu başkan ve yöneticileri, bazı partilerin aday ve yöneticileri, Ankara Kulubü Derneğinin eski başkanlarından Dr.Bülent Kalıpçı, DKD Derneği Başkanı Aytekin Erdoğan, AGİKAD Başkanı İnsaf Kılıç ve yönetim kurulu arkadaşları, ünlü ressam Yaşar Çallı da vardı.
---(Haber İ İsmail Kara)---

        

7 Mayıs 2015 Perşembe

GÜRÜNLÜ ÂŞIK GÜLHANİ

      GÜRÜNLÜ AŞIK GÜLHANİ
       ---İsmail KARA---                                                                                     
       Son yıllarda yaşam oldukça zorlaştı.
       İnsanlarımızın çoğunlukla suratları asık, sinirleri gergin mi gergin.
       Küçük bir mutlu azınlık var ki, onların keyifleri yerinde… Bu mutlu azınlık, milli gelir pastasından orantısız pay alıyor.
       Halkın % 50’den fazlası, yoksulluk sınırında ya da altında yaşıyor.
       Öte yandan, ülkemizde ve dünyada şu en gelişmiş çağda (!) insanların her açıdan huzur içinde yaşaması gerekirken, aksine huzursuzluk artırılıyor. Savaşlar, saldırılar, katliamlar oluyor.
       Teknoloji atılımda belki ama, insanlık adımlarını hep geri atıyor.
       Ozanlar diyarı Sivas’ın Gürün ilçesinde 1940 da doğan, Ankara’da uzun süre hizmet verdiği emniyet teşkilâtından emekli olan ve 2014 de vefat eden Gürünlü Aşık Gülhani (Mehmet Kargı), şiirlerinde sosyal yaşamı gergef gergef işleyen ozanlarımızdan biriydi.
       Hayatın zorluklarını da çok güzel dile getiriyordu.
       O’nu rahmetle anarken “Ölen Biri ile Sohbet” adlı şiirini paylaşmak sizinle istiyorum.
       Mezarlıkta yatan ölü
       Öldüğüne şükür eyle
       Dört yanımız bir kan gölü
       Öldüğüne şükür eyle
             Hakkımızı alanlara
             Güç yetmiyor çalanlara
             Teslim olduk yılanlara
             Öldüğüne şükür eyle
       Gecekondu yapımız var
       Sahte belge tapumuz var
       Polisimiz jopumuz var
       Öldüğüne şükür eyle
             Eve haciz gelmiyorsa
             Kavga niza olmuyorsa
             Hakim rüşvet almıyorsa
             Öldüğüne şükür eyle
       Zengine esir olmuştun
       Bir deri bir kemik kalmıştın
       Zaten ölmeden ölmüştün
       Öldüğüne şükür eyle
              Gülhani’yim öleceğim
              Ölsem rahat olacağım
              Bir gün ben de geleceğim
              Öldüğüne şükür eyle



             

5 Mayıs 2015 Salı

2014 YILI TRAFİK OLAYLARI

     2014 YILI TRAFİK OLAYLARI
                                                                                         İsmail KARA
      Her yıl olduğu gibi 2014 yılı trafik olayları bilançosu da oldukça ağır.       Yapılan resmî açıklamaya göre bir yıl içinde trafiğe intikal eden olay sayısı 376.041 ve bu olaylarda (olay anında) ölen sayısı 3.494 dür.
Yaralanıp da sonradan ölenlerin sayısı ise daha önce uzmanlarca olay anında ölenlerin yarısı kadar olduğu ifade edilmiştir ki aynı yıl ölenlerin sayısı (3494+%50 1787=) 5.281 kişi olarak hesaplanmalıdır.
      Açıklamada ayrıca olayların önde gelen sebepleri olarak; sürücülerin araç hızını yol, hava ve trafiğin gerektirdiği şartlara uydurmaması, kavşak ve geçiş önceliğine uyulmaması, alkollü araç kullanımı ve aşırı hız yapılması gösterilmiştir. Hatalı sollama, trafik işaret ve levhalarına dikkat etmeme, uykulu araç kullanma da bizce en önemli nedenler arasındadır.
      Trafik kurallarına uymamakla olaya sebep olanlar ; kendi canları ve malları dışında başka masum insanların canlarına ve mallarına da zarar vermektedirler.
      Bu yüzden ölümleri bir yana bırakın, birçok insan özürlü bir şekilde yaşamaya mecbur kalmakta, birçok anne ve baba evladını yok yere kaybetmekte, birçok çocuk annesiz ve babasız kalmaktadır.
      Ülkemizde, nerede ise halkın % 10’una yakın insan engellidir. Bu engelli insanların önemli ölçüdeki sayısını, trafik olayları ve iş kazalarının oluşturduğunu söyleyebiliriz.
      Burada başka bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Trafik olayı diyorum, kaza demiyorum.
      Kaza, kimsenin el ayak ve iradesi olmaksızın yaşanır. Oysa trafikte durum farklıdır. Uzmanlar ancak, olayların % 5’nin bu tanıma girdiğini ifade ediyorlar. % 95’lik kısım ise kişilerin el, ayak ve iradelerine dayanır.
Bu durumda olayda ölüm varsa neden olan suçlu, cinayetle yargılanmalı, yoksa mala ve cana kasıtla yargılanmalı, başkasına verilen zarar da tazmin ettirilmelidir. Hatta sadece kendi taşıtına zarar verenlere de, zarar ödettirilmelidir. Çünkü, verilen zarar; aynı zamanda millî bir zarardır.
      Bazı sürücüler araç kullanmaya başladıkları anda, kullandıkları şeyin bir makine olduğunu, bazı komutlara uymayabileceğini, aniden bir arıza olabileceğini dahi unutuyorlar.
      Tüm sürücülerin trafik kurallarına mutlaka uymaları, en başta alkollü ve uykulu araç kullanmamaları, hatalı sollamalardan kaçınmaları gerekir.
      Aksi takdirde trafik nice masum canları alan bir Azrail, evleri özürlü, öksüz ve yetim, eşleri dul bırakan bir zorba olmaya devam edecektir

1 Mayıs 2015 Cuma

BEN ÇOCUK OLSAYDIM

Ben çocuk olsaydım eğer
Kav çakmak satardım
Bulut amcalara
Pamuk şekeri alırdım yerine
Patlamış mısır alırdım

Ben çiçek olsaydım eğer
Hiç saksı giymezdim ayağıma
Ödünç kaynak alırdım
Güvercin teyzemden
Barış uçardım üstünüze

Ben ırmak olsaydım eğer
Altıma saklamazdım ayaklarımı
Öyle yaklaşmazdım denize
Düşmana yaklaşır gibi
Sürüne sürüne

Ben tüfek olsaydım eğer
Patlamazdım kimsenin üstüne
Bir tetiğimden utanırdım
Bir de eğri parmağından
İnsan amcaların

Ali Yüce


TRAFİK OLAYLARI VE BİZ

TRAFİK OLAYLARI VE BİZ
     İsmail KARA
      Ülkemizde günde ortalama 12 kişinin öldüğü, 555 kişinin yaralandığı trafik olaylarında son on yılın bilançosu oldukça ağır.
      Dikkat ederseniz “trafik kazaları” demedik. Çünkü, kaza ile olay arasında önemli bir farklılık var. Kaza; kimsenin el ayak ve iradesi olmadan meydana geliyor. Uzmanlar trafik olaylarının ancak % 5’inin kaza tanımına girdiğini, % 95’inin ise kişisel nedenlere dayalı olduğunu belirtiyorlar. Bu kişisel nedenlerin başında da;
      -Uykusuz veya alkollü araç kullanma,
      -Trafik kurallarına, işaret ve levhalarına uymama,
      -Aşırı sürat,
      -Hatalı sollama geliyor.
      Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Daire Başkanlığının yaptığı açıklamaya göre son on yılda (2004-2013) meydana gelen trafik olaylarında;
      *42.447 kişi öldüğü,
*2.026.986 kişi yaralandığı,
      *9.553.227 liralık maddi hasar meydana geldiği belirtiliyor. Aslında, burada belirtilen ölü sayısı, olay anında ölenlerin sayısıdır. Yaralanıp sonradan ölenler bu kayıtta yer almıyor. Olay anında ölenlerin % 50’si kadar da yaralılardan daha sonra öldüğü birçok açıklamada yer aldığına göre bu rakama % 50 eklediğimizde ölü sayısı; (42447+21223=)63.670 kişi dolayına çıkıyor.
       Nüfus sayımlarına göz attığımız zaman görürüz ki, bu rakamlar orta büyüklükteki birçok şehir merkezi nüfusuna eşittir. Yani on yılda bir şehrin nüfusu kadar insanımız trafik kurbanı oluyor.
       Savaşlarda bile bu kadar çok insan ölmüyor. Ben bir dergide her ay trafik olaylarını yazıyordum ve o sayfaya Trafik Meydan Muharebesi  adını vermiştim. Gerçekten pek çok savaşta böylesi zayiat olmamıştır. Örneğin 4 yıl süren İstiklal Savaşında 9.137 şehit verilmiştir (ki bu trafikte iki yılda verilen ölü sayısının bile altındadır).
       Peki, bunu nasıl önleyecek ve bu zayiatı en aza nasıl indireceğiz?
       Kısmen caydırıcı olmakla birlikte cezai önlemler yeterli olmuyor. Olay, ancak insanların kafasında biter. Bu da iyi bir eğitimle sağlanır. Kişi yaptığı, yapabileceği trafik olayı ile nelere yol açabileceğini kafasına iyice yerleştirmelidir.
       Kendine, ailesine; ölüm, yaralanma, ilelebet sakat kalma ve büyük maddi kayıplar verebildiği gibi, hiçbir suçu olmayan başka masum insanlara da aynı zararları verebilmektedir.

       Değerli vatandaşlarım kullandığınız araç çocuk oyuncağı değildir. Her zaman dikkatli olun! Canınıza, ailenize, malınıza sahip çıkın! Başka masum insanların da zararlarına sebep olmayın!

26 Nisan 2015 Pazar

ESKİ TÜRK SECİYE VE AHLÂKI

ESKİ TÜRK SECİYE VE AHLÂKI
                                                                                  İsmail KARA
      Eski Türk ve seciye ve ahlâkı, Hristiyan batı dünyasının fevkalade üstündedir. Türkler gittikleri, girdikleri her yere hem ahlâkı değerlerini, hem de diğer kültürlerini götürmüş ve aşılamışlardır.
      Onlar, Türklerden öğrendiklerini daha da geliştirip, ileri seviyelere götürmeyi bilmişlerdir.
      Türk ülkelerinde gerek görevle, gerekse başka nedenlerle uzun süre kalan batılı araştırmacı ve yazarlar; yazılarıyla veya söylemleriyle Türkler hakkındaki görüş ve düşüncelerini kendi ülkelerinde de yaymışlardır.
      Ünlü tarihçi İsmail Hami Danişmend, bu tür yayınları derleyerek, “Eski Türk Seciye ve Ahlâkı” adlı eserini meydana getirmiştir. Meraklılara bu eseri okumalarını öneririm. Eserden bazı alıntıları aşağıda sunuyorum.
      “Türklerin millî gururları çok kuvvetlidir” (D.Gorgiades)
      “Türklerde yalancılık, cinayet ve hilekarlık yoktur” (Lord Byron)
      “Birbirlerine karşı dürüst ve müşfiktirler” (B.De La Brouksiere)
      Günümüzde sözü, senedi bırakın, ticari hayatta kullanılan ve paradan sonra gelen bir zamanlar en geçer olan “çek” e bile güvenilmiyor.
      “Türk’ün sözü dünyanın en sağlam senet ve imzaları kadar muteberdir” (Th.Gatuier)
      “Türk, kendisine itimat edeni asla aldatmaz, sözüne sadakati dinî bir vecibe telâkki eder” (Cesar Vimercati)
      “Her türlü eşya makul fiyatlarla satılır. Türk’e pahalı mal satmak isteyen biri çıksa, ya orada dövülür, yahut adaletin huzuruna çıkarılarak değnek cezasına mahkûm edildikten başka tazminat da ödettirilir” (Thevont)
       Bir başkası da yine Türkler arasındaki sosyal yaşama değinen şu sözleri söyler;
       “Komşularını sever, muhtaçların yardımına koşar, gayri meşru kazançtan ve tefecilikten nefret eder, fuhuşa da asla tevessül etmezler” (G.Murray) 
       Ben bunları yazdım diye kimse sanmasın ki, Osmanlıya özlem duyuyorum. Dikkat edilirse, hep Türklerden söz ediyorum. Ülke adı ne olursa, tarihte Türk toplumları genelde  “asil insanlar” toplumlarıdır.
       Ahlâki değerlere gelince; bütün dünyada tekniğinin olumlu gelişimine paralel, ilerlemesi gerektiği halde, aksine erozyana uğramaktadır.
       Durum ülkemizde de aynıdır. İletişimin çok hızla yayıldığı zamanda Türklerin de bu olumsuz gelişmeden etkilenmemesi düşünülemez.
       Fakat, ne olursa olsun; diğer ülkelerdeki olumsuz gelişmelere karşı
direnmek ve Türk’e yakışmayan hareket ve davranışlardan uzak kalmaya da azamî gayreti göstermeye çalışmamız lâzımdır.