15 Eylül 2014 Pazartesi

KADIN DESTANI ve İSA KAYACAN (131.Kitap)

KADIN DESTANI
                                                                                                  İsmail KARA
Abartmasız 45 yıllık dostluğumuz olan bir şair ve yazarı anlatmak istiyorum.
Bir zamanlar O’na “Daktilo makinesi” demiştim.
Bilgisayar yaygınlaşınca, daktilo makinesinin yerini “Bilgisayar” ile değiştirdim.
O, âşık bir adam… Mecnun gibi filan değil… O’nun aşkı, “yazma aşkı”.
Şimdiye kadar basında 43 bin civarında yazısı/makalesi yer aldı. Bu bir rekordur.
Son iki yıldır hasta… Ama hastalığı bile yıldırmadı O’nu. Vaktinin büyük bir bölümünü bilgisayarının önünde geçirdi.
Yayınlanan 130 kitabı bile O’na göre az idi.
Kimden söz ettiğimi, pek çok arkadaşımız tahmin etmiştir.
Evet! İsa Kayacan’dan bahsediyorum. Prof.Dr. İsa Kayacan’dan…
O, başarılarıyla ve eserleriyle “Guinness Rekorlar Kitabı” na girmeyi haketmiştir.
Kayacan, hakkında şimdiye kadar çok sayıda yazı ve şiir yazıldı, yayınlandı. Fakat, biri var ki, en geniş kapsamlı olanı; “Destanlaşan Köylü İsa Kayacan” dır. Şair ve yazar dostum Mustafa Ceylan’ın eseri…
Yoksul bir köylü çocuğunun Burdur’dan Ankara’ya gelişi, azimle çalışması ve öte yandan tahsil hayatı, memuriyeti, basın danışmanlığı, yazarlığı vb. konular geniş bir şekilde ele alınmıştır. Okuyunca gıpta etmemek mümkün değil…
Fırından taze çıkmış ekmek gibi 131.kitabı geldi bana…
Kayacan’ın bu son eserinin adı; “Kadın Destanı” dır. Burdur Ticaret ve Sanayi Odası Yayını… Yazar hemşerilerine sahip çıkmaları sebebiyle Odanın başkan yöneticilerini ayrıca kutluyor ve saygılarımı sunuyorum.
Eser, güzel bir kapak ve iyi bir baskıyla 200 sayfa…İlk yüz sayfası, kadınla ilgili. Sonra şiirlerinden seçmeler (bazıları Türkçe ve İngilizce), bestelenenler, notaları, kadınlar hakkında söylenen bazı özlü sözler, bazı yazılar, Kayacan’ın eserlerinin listesiyle sürüyor.
Kitaba başlarken “Kadının en büyük vazifesi analıktır” diyen M.Kemal Atatürk’ün bazı sözlerini bize hatırlatıyor. Önsöz ve sunuştan sonra olumlu görüş ve izlenimlerle anlatılanların ele alındığı birinci bölüm başlıyor.
“Kadın; Sevgilidir, eşdir, sultandır, kahramandır,
Kadın; Zorluklar karşısında, ayakta durandır” gibi övgü dolu sözlerle sürüyor ve  49.sayfada ikinci bölüme geçiliyor. 65.sayfada üçüncü bölümle devam ediyor.
Dördüncü bölümde “İsa Kayacan’ın sevgi dünyasından seçilen şiirlerle İngilizceye çevrilen ve bestelenen şiirleri yer alıyor. Altıncı bölümde kadınlar hakkında söylenmiş
ünlülerden seçme özlü sözler var.
Kitaplıklarımızı değerlendirecek bir eser; Kadın Destanı… Okumanızı öneriyor ve İsa Kayacan dostumu bir kere daha kutluyorum.


7 Eylül 2014 Pazar

ŞEREF


      ŞEREF
       Şeref, son zamanların deyimiyle onur; kaliteli insanların vazgeçemeyeceği, bir üstünlüğün ifadesidir. Bir gurur kaynağıdır.
          İnsanca yaşayanlar, yani insanî gereklere sadakatle bağlı olanlar; yasalara, örf ve adetlere uygun hareket edenler, şeref (onur) sahibidirler. Şöyle ki bu, içinde yaşanılan toplumca verilmiş gözle görülmeyen-manevî bir madalyon ya da üstün hizmet beratı gibidir.
          Adı hırsızlığa, yolsuzluğa, sahtekârlığına, sair kötü işlere karışanlar, adli mercilerden (yani mahkemelerden) suçu sabit görülmekle ceza alanlar; söz konusu bu manevî madalyon veya berattan mahrum kalırlar.
          Halkımız arasında sık sık tekrarlanan bir söylem vardır; “İnsan olan, şerefiyle yaşar”. Allah, hiç kimseyi şerefsiz yaşatmasın, herkese güzel ahlâk nasip etsin!
          Kötü yönleriyle tanınan insanlara kimse iyi gözle bakmaz.
          Toplum içinde yaşayan herkes, iyi yönleriyle, iyilikleriyle anılsın isteriz.
          Fakat, yalnız ülkemizde değil, tüm dünyada insanî değerler (ahlâk), tekniğe paralel gelişeceği yerde; giderek erozyana, yani çöküntüye uğruyor. Dolayısıyla şerefi kaybediyoruz. Bunu ben değil, uzmanlar söylüyor.
          Yazımı fazla uzatmadan, “Şerefe Sesleniş” şiirimle bitiriyorum.

          Suçumuz var, bizden kaçma,
          Neler yaptık çok da saçma,
          Kalbimizde yara açma,
          Kaçma bizden, kaçma Şeref!
          --- Gel de yine barışalım,
          --- Her alanda yarışalım.
          Kaz yerine koyduk seni,
          Her fırsatta yolduk seni,
          İçimizden kovduk seni,
          Kaçma bizden, kaçma Şeref!
          --- Gel de yine barışalım,
          --- Her alanda yarışalım.
          Yılmadan ger, sen alnını,
          Bırakma hiç nişanını,
          Şu kaçmanın zamanı mı?
          Kaçma bizden, kaçma Şeref!
          --- Gel de yine barışalım,
          --- Her alanda yarışalım.
   

6 Eylül 2014 Cumartesi

SİYASETİN KİRLİ YÜZÜ

SİYASETİN KİRLİ YÜZÜ
                                                                               İsmail KARA
Siyasetin günden güne daha da kirlendiği açıkça görülüyor.
Yakın geçmişten vereceğim kısa örneklerle söze başlayalım.
Adamın biri önce iyice küçülmüş bir partinin başına geçti.
İktidar partisi hakkında sık sık atıyor tutuyor ve hatta
en ağır ithamlarda bulunuyordu. Şunu bile demek mümkün;
en galiz hakaretleri bile yapıyordu.
Nasıl oldu anlayamadık. Bir de baktık ki, o kişi iktidar partisi
şemsiyesinin altına girdi. Hem de tepelerde bir rol aldı.
Bu haydi neyse…
Profesör unvanlı bir başka adam iktidar partisine paralel
bir parti kurdu.
Aynı şekilde o da iktidar partisi hakkında verdi veriştirdi.
Söylenmedik ağır lâflar etti. Muhaliflerden de epeyce puan aldı.
O da, onca hakaret ettiği iktidar partisine katılıp, partinin
tepebaşları arasında yer aldı.
Bu ne perhiz, bu ne turşu diye de pek soran olmadı.
Ama ben sormadan duramıyorum;
-Sahiden bunların yaptığı nedir? Hangi onur grubuna yakışır?
İnsan bir gemi gibi olmalıdır.
Eğer bilerek, inanıp güvenerek; kendine bir rota çizmiş ise
dosdoğru o rotayı takip etmelidir. Bu konuda tavizi olmamalıdır.
En küçük bir çıkar, onu yolundan döndürmemelidir.
İşte, onur dediğin bence budur.
Yukarıdaki örnekler ve benzerleri şahsen benim midemi
bulandırıyor.
Peki ! Kendisine onca hakarete rağmen, bu tür insanlara
kucak açan ve bağrına basan iktidar partisine ne demeli ? 

28 Ağustos 2014 Perşembe

İNTERNETLE DOLANDIRICILIK

İNTERNETLE DOLANDIRICILIK
                                                                                   İsmail KARA
Ülkemizde, bir hayli dolandırıcı var.
Bu konuda birçok gazete, radyo ve TV haberlerini görmekteyiz.
İnternetin ortaya çıkması ve kullanıcı sayısının artmasıyla
dolandırıcılık sahası biraz daha genişlemiş oldu.
Bu gün ben de dolandırıldım.
Üç gün önce internette gördüğüm güzel ve güven veren
bir reklama aldandım.
“Samsun Galaksy” telefon 99 tl. Sipariş bölümünü doldurdum.
“Üç gün sonra ürün elinizde olacak” denildi.
Gerçekten üç gün sonra Ankara Demetevler PTT’den ödememi
yaparak gönderiyi aldım. Paketi açtığımda, içinden 10-25 tl.
değerinde bir kulaklık çıktı.
Dönüp PTT yetkilisiyle görüştüm, durumu izah edip, iade
etmek istediğimi belirttim. Dediler, “iade etseniz dahi, parayı
geri ödememiz mümkün değil”. O zaman iade etmek de
anlamsız oluyor.
Evime döndüm ve olayı mahallin “Tüketici Hakları” dairesine,
Emniyet Müdürlüğü Dolandırıcılık Dairesine bildirmeye
karar verdim.
Bunları yapacağım ki, başkalarının da üzülmesini, internete
güvenle ürün siparişi vererek cebinin yanmasını, bir nebze de
olsa önlemiş olayım.
*
Babanın evlatlarına,
Çocukların anne ve babalarına güven duymadığı bir zamandayız.
Değil mi?
Peki, başkalarına nasıl güveneceğiz?
Hele alış-veriş ortamında; bir ürünü yakından görmeden
almak için hangi doğruları bulacağız?
Tamam !
Benim gibi parasını vereceğiniz, bir koliyi her hangi bir
taşıyıcı aracılığı ile aldınız. İçinden civciv mi çıkacak,
kuş mu çıkacak, önceden bilme imkânınız var mı? Yok.
*
Bir ticaret şirketinin şöyle reklamlarını görüyoruz;
Bakmadan almam”
“Görmeden almam”
Bu sözler şimdi bana nedense, çok ama çok doğru geliyor.
Evet dostlar !
Bakmadan, görmeden almayın !
Benim gibi de aldanmayın ! 

26 Ağustos 2014 Salı

ÇOK HOR KULLANIYORUZ

ÇOK HOR KULLANIYORUZ.
                                                                      İsmail KARA
Yakınlarımızdaki dinlenme parklarına gidiyoruz.
Utanıyorum.
Bankların hemen yakınlarına çöp kovaları konulmuş.
Konulmuş ama kullanan yok.
O güzelim bankların altları çekirdek kabukları ile dolu.
Yırtılıp yere atılmış kâğıt parçacıklarını görme!
Bu nasıl insanlık?
Utanıyorum.
Bazı insanları görüyoruz;
kabuklu yiyecekler yiyerek yürüyor kaldırımlarda…
Olabilir, ne var bunda? diyeceksiniz. Doğru.
Peki, doğru olmayan ne?
-O insanların çekirdek kabuklarını yerlere atmaları…
Utanıyorum.
Sokakların kenarlarında kedileri görüyorum bazen…
Kedice kedi ortalık yere pislemiyor
ve pisliğini toprak vb. maddelerle örtüyor.
Utanıyorum kedilerden…

Bazen hastane gibi yerlerde,
şehirlerarası yolculuklarda, otobüsün mola verdiği yerlerde,
cami yanlarında tuvalete girdiğimiz oluyor.
Kullanabileceğiz temiz kabinleri arıyoruz.
Az önce giren başka bir insan (!) dışkısını yığıp gitmiş.
Kendi pisliğini temizlemeyi aklına bile getirmemiş.
Ya da çişini yapmış, bir su dökme zahmetine katlanmamış.
Nasıl utanmazsın kedilerden?
Şimdi soruyorum böyle yapan insanlara;
-Siz, evinizde de bunları yapıyor musunuz?
-Kuruyemiş kabuklarını orta yere saçıyor musunuz?
-Tuvaletlerinizi kullandıktan sonra leş gibi bırakıyor musunuz?
Ülkemizde her yıl bir sürü orman yangını çıkıyor
ve hektarlarca ormanımız kül oluyor. Neden?
-İnsanların (!) dikkatsizliğinden… Cam şişe veya şişe
kırıklarını, sigara izmaritlerini rastgele atmasından…
Piknik yaptığı yerde, yaktığı ateşi iyice söndürmediğinden…
Tarlasında anız yakan insanların dikkatsizliğinden…
Ağaç ve doğa sevgisinden mahrum olunduğundan...
Utanıyorum, böylesi insanlardan (!)...
Ortak kullanım alanlarına, ormanlarına
bizim kadar sahip çıkmayan, bizin kadar hor kullanan
başka toplumlar, başka milletler var mı diye merak ediyorum.
Şimdi bir soru daha soruyorum size;
-Tüm bu ve bunun gibi olumsuzlukların sebebi nedir?
Cevabı yine biz verelim;
-Düşüncesizlik ve eğitimsizlik. 
Eğitim, insanlara iyi ve doğru düşünmeyi öğretir.